Skip to main content

Sarsıcı ve acı: Bahar Yağmurları – Karl Ove Knausgaard

İnsanın yaşayacağı hayatın “karakter” özelliklerini şekillendiren çağın çocukluk çağı olduğunu düşünüyorum. Ama asıl mesela çocukluk ve ilk gençlikten sonra başlıyor. Gerçekten ayakta durabilme, direnebilme, meydan okuma ya da sinme, pısma, boyun eğme, sorgulamadan itaat etme, küçük görme, kendini ezme gibi hayatı var eden ya da yok eden her kavram o yıllarda şekilleniyor.  Kavgam (My Struggle) […]

Share
Devamını oku

Her şey olabilecek kudrette bir ‘şey’: Yapraklar Evi – Mark Z. Danielewski

Uzun zamandır okuduklarım hakkında yazmadım, farkındayım. Zweig’in Freud’u, babamın ağır hastalığında, hastanede uzun süren refakatçi dönemime denk geldi. Enteresan bir denk geliş oldu. Özel bir seçim kesinlikle değildi. Üstüne Auster’ın 70. yaş sürprizi “4321”i okumaya başladım. 1000 küsur sayfalık, tuğladan büyük hayattan küçük bir kitaptı. Ama sonuçta bir “kitap”tı. Yapraklar Evi henüz Auster’ı yarılamışken geçti […]

Share
Devamını oku

Geç buldum, çabuk kaybettim: Anlatış – Ursula K. Le Guin

O’nun aramızdan ayrıldığı haberini aldığımda Anlatış’ın 191. sayfasını okuyordum. Twitter’dan bir dostum beni ‘mention’layıp haberi göndermişti. Ne hissettiğimi tam olarak nasıl ifade edebilirim bilmiyorum ama, ruhum bir anda soğudu desem yanlış olmaz. Kafam uyuşup tüylerim ürperdi. Başımı okuduğum sayfaya çevirdiğimde şu satırlar vardı: “İleri atılmak için önce geri git, başarmak için önce başarısız ol. Yukarı sıçramak için […]

Share
Devamını oku

Ulaşılabilir, anlaşılabilir ve yaşanabilir felsefe: Yaşamak ve Sen – Volkan Çelebi.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. 2017 yılının hayatında iz bırakıp 2018’e yeniden doğar gibi bir başlangıç yapmasını istediğiniz biri varsa ona Yaşamak ve Sen’i hediye edin. Yaşamını hediye etmiş gibi olursunuz. Bu siz bizzat kendiniz de olabilirsiniz.  Yaşamak ve Sen, Türk filozof Volkan Çelebi’nin ilk kitabı. Bana göre Türkçede yazılmış türünün ilk örneği. Devrimci ve yenilikçi. […]

Share
Devamını oku

Edebiyatın tehlikeli cadısı: Clarice Lispector / Benim Lispector’ım!

Bu yılın Haziran ayında Haydarpaşa’taki kitap günlerinde, Monokl standının yenilerindendi Lispector. Adını ilk kez orada duydum. Ukrayna asıllı Brezilyalı yazar Lispector’ı kuşkuyla elime aldım. Ah canım Haziran, hep sürprizleriyle geldi hayatıma. Lispector’da da aynını yaşattı bana. Önce ‘Yaşam Suyu’nu okudum. Muazzam bir iç ses hakimiyetiydi yakaladığım. Kıvrak, doğurgan ama bir o kadar da yok edici […]

Share
Devamını oku

Ortalık toz duman, haberiniz yok: Silo-Vardiya-Toz/Wool Serisi-Hugh Howey

Haziran ayından bu yana hiç mi kitap okumadım, hiç mi yazmaya değer bir şeyler bulamadım?! Elbette hayır, ancak 2017 Temmuz-Ekim ayları arası, kendi adıma yeni bir hayatı var etme telaşıyla geçti. Bu yüzden kitap önerileri biraz eksik kaldı. Fakat bu, ayrı bir yazının konusu olur, özetle “long story”. Şimdi asıl mevzu Howey. Hem asıl hem […]

Share
Devamını oku

Devlerin Aşkı: Pireler Terketmeden – Kaan Koç

Doğrusu bu ya, Türk şiirinin yeni nesil benzersiz kalemi “Şair” Kaan Koç’un “devcileyin” bir yazara dönüştüğüne tanıklık ettiğimi hiç fark etmemişim onca zamandır. Şiir kitaplarını ve söylenme kitabını kenara koyalım, dergilerde yazdığı yazılarını okurken, kimiyle cellalenip kimiyle derin derin düşüncelere dalarken anlamamışım olan biteni. İyi ki İthaki Yayınları bu işe el atmış da, Kaan Koç’un […]

Share
Devamını oku

Bu ne cüret!: Karanlıkta Dans – Karl Ove Knausgaard

Knausgaard’ın My Struggle (Kavgam) serisinin 4. kitabı Türkçe’de çıktı nihayet. Haydarpaşa’da Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği, muadili olmayan leziz kitap günlerinde 1. peron 1. stantta Monokl Yayınları ve tabii ki Karl Ove merhaba dedi bize. Knausgaardmania diye boşuna demiyorlar. Yaladık yuttuk tabi bir telaş satırları. Hoş, bu 4. kitabı çok beklemedik. Kasım’da elimize geçen 3. kitap Boyhood […]

Share
Devamını oku

“Çok yakın” tarihle “az yakın” tarihin fantastik aşkı: Taksim Bahçesi – Murat Arda

Hangimiz özlemedik o Haziran’daki Taksim Bahçesi’ni?  Çok yakın tarihimizin en destansı zamanlarını, 2013 Haziranı’nı okumak, unutmamak, unutturmamak o kadar önemli ve değerli ki. Murat Arda’nın Taksim Bahçesi’ni bu yüzden okumak farz bir kere (edebiyatı, fanteziyi, dili, üslubu okuma nedeni olarak ayrı anlatacağım). Yaşadığımız o eşsiz “çok yakın tarihi” zihnimizde yeniden diriltecek, kalbimizin tekrar hızlı atmasına […]

Share
Devamını oku

Bugün hayatımın son anneler günü – Bir Twitter tefrikası

14 Mayıs 2017 Şu anneler günü ile ilgili biraz içimi döküp, ağzıma geleni söyleyesim var. Az biraz kafa ütüleyeceğim ama bana iyi gelecek bu iç dökme. Kürtaj olduğumda 19 yaşındaydım. Gençlik işte. Sevdik sevdalandık, bilemedik önünü ardını. Hata yaptık. “Anne” olmak ne demek anlayamazdık. Sonrasında evlenip 34 yaşımda, “anne” olacağımı öğrendiğim günü hatılıyorum. Dünyayı ben […]

Share
Devamını oku

Ben artık o kapının önünden desturla geçeceğim: Kan ve Gül – Alper Canıgüz

Kalp atışlarımın nasıl hızlandığını ve şu iki satırı yazarken sanki az sonra sahneye çıkacakmış ya da kameraların önündeymiş gibi heyecanlandığımı nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Belki hissettirebilirim. Cihangir’e taşındığımızdan bu yana geçen 7-8 oy verme maceramdan birinde, CNN International’a röportaj vermiştim, hani şu apar topar memleketten gönderilen CNN muhabiri Ivan’cığımıza. O zaman yaşadığım heyecan vardı. Bir yandan […]

Share
Devamını oku

Mideyi ikna eden kitap: Taşıdıkları Şeyler – Tim O’Brien

Konumuz savaş arkadaşlar. Böyle bildiğiniz toplu, tüfekli, kanlı, canlı, ölümlü, ölüm korkulu, parça tesirli, bombalı, falanlı filanlı savaş. Bugüne kadar istediğiniz kadar Hollywood usulü Vietnam filmi ya da ikinci dünya savaşı filmi izlemiş olun. Bu kitabın midenizde yaratttığı etkiyi bir başka şeyin yaratabileceğini sanmıyorum. En azından ben böyle hissettim. Geçen yılın sonlarında Mel Gibson’ın yönetmenliğini ve […]

Share
Devamını oku

Modüler Anormallikler Romanı: Vejetaryen – Han Kang

April Yayıncılık’ın neredeyse dünyayla aynı anda çevirip, yayınladığı Vejetaryen’i okumamın üzerinden bir kaç kitap geçti. Ancak kitap hakkında bir türlü yazmaya fırsat bulamadım. Fakat ne olursa olsun, bana göre bu kitap, hakkında yazılmaya da okunmaya da değer.  Han Kang ile ilk tanışıklığım pek çok Türk okur gibi çok ama çok yeni. Koreli bir kadın yazar […]

Share
Devamını oku

Şiir gibi bilim kurgu: Geliş – Ted Chiang

Bilim kurguda jenerasyonumuzun sürprizleri bitmiyor. Distopyanın yeni dehası Hugh Howey’den sonra Monokl Yayınlarının biz okurlara hediyesi Ted Chiang oldu. Ted Chiang’ın The Stories of Your Life (Hayatının Hikayesi) adlı kısa hikayesi 2016’da “Arrival” adıyla film yapılınca, üstelik bu film 2017 Oscar’larında hatırı sayılır adaylıklar kazanınca, e bir de üstüne Monokl “Geliş” adıyla Chiang’ın öykülerini yayımlayınca […]

Share
Devamını oku

Okuması kolay, hazmetmesi zor: Sakın Zarar Verme; Hayat, Ölüm ve Beyin Hikayeleri – Henry

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; büyük konuşmak gibi olsa da diyeceğim: Bu kitabı okumamış herhangi bir doktor bana dokunamaz. Vücudumu kesip biçemez. Sadece beyin cerrahı değil, ameliyat yapan herhangi bir doktor eğer bu kitabı okumamışsa bana dokunmasına izin vermeyeceğim. İlk fırsatta başta jinekoloğum olmak üzere tüm alakalı olduğum hekimlerime de bu kitabı okutacağım. Okumayanla da ilişiğimi […]

Share
Devamını oku

Hey Howey, yanına bizden biri geldi: Sıcak Kafa – Afşin Kum

Bilimkurgu benim okuma maceramda her zaman en üst sırada olmadı aslında. Olamadı demek daha doğru olur. Nitelikli ve gerçekten zevk alarak okuduğum sağlam bilimkurgu yazarlarının çoğu yaşamıyor artık. Yeni kitaplar da yazamıyorlar doğal olarak. Asimov, Huxley, Bradbury, Clarke, Douglas Noel Adams… İlk aklıma gelenler. Sonrasında bilimkurgu, Hollywood tarzı copy-paste’lerden öteye geçemedi kanımca. Ama 2016, benim […]

Share
Devamını oku

Hafıza terbiyesi: Çocukluk Adası – Karl Ove Knausgaard

Noverçli Knausgaard’ın Kavgam (My Struggle) serisiyle dünya edebiyatını alt üst etmesi aslında çok da umrumda değil. Dünya edebiyatını alt üst ettiği iddia edilen her kitaba balıklama atladığım söylenemez. Ama Karl Ove okudukça beni alt üst ediyor. İşte bu benim asıl ilgilendiğim konu. Kavgam serisinin ilk cildini okuduğumda en çok karşılaştığım duygu “öfke” olmuştu. Knausgaard’ın sansürsüz […]

Share
Devamını oku

15 rauntluk maç: Müptezeller – Emrah Serbes

Hani yazmayı bırakmıştı, boks yapacaktı? Pek çok, çokbilmiş entelektüel(!) okur burun kıvırdıydı. Kimi küstüydü. Deliduman’a Selim İleri’nin düzdüğü övgüler bir anda unutulup (“Bütün kıskançlığımla başarınızı kutlamak zorundayım.” diye başlıyordu yazısı Selim İleri’nin), “pop” addedilip şöyle bir kenara konduydu kendi jenerasyonu olan azılı okurlar tarafından. Bense kararsızdım. Bir yandan “yazmayacağım artık, boksla ilgileneceğim” tavrını yüzeysel bulup […]

Share
Devamını oku

Bir çırpıda, ömürlük: Sabahtan Akşama – Jon Fosse

Bu kuzey edebiyatında adını tam olarak koyamadığım bir şey var. Coğrafyanın etkisi oldukça yüksek bu çekimde sanırım. Monokl Edebiyat’ın Tüyap sürprizi yaptığı Jon Fosse’yi fuarın son hafta sonundaki ikinci turumda aldım. Fosse’nin ismini duymuş ama hiç okuma şansım olmamıştı. Aslında Nobel Edebiyat ödülü bahislerinde, Murakami’li listenin alt sıralarında da olsa 1/20 oranıyla yer alıyordu Fosse. […]

Share
Devamını oku

Güneşin altında yeni bir şey yok ama ‘daha’sı var: DAHA – Hakan Günday

Hakan Günday’ı tanımam etmem. Daha önce herhangi bir kitabını da okumuşluğum yoktur. OT’taki yazılarını kafama göre, başlığı dikkatimi çekerse okumuşumdur. Bilmem çok ayrıntılı kısaca. 2013’ten bu yana da her sene kitap fuarında Hakan Günday kitaplarının önünden kör-bakar geçer giderdim. Bir iki elime aldığımda da ‘pahalı yahu, şimdi yanmasın paralar’ der kıçımı döner yürürdüm. Geçtiğimiz 2015 […]

Share
Devamını oku